Anıl Kıral

Kişisel yazılar ve sektör üzerine karalamalar
Tarih
08 Mayıs 2017
Kategori
Bizim Sektör
Okuma Süresi
5 Dakika

Dijitalleşen spor ve inatlaşan biz!

Son yıllarda gözümüzün önünde hızla yükselen e-spor adında bir sektörümüz oldu. Bu sektör böylesine aktif bir şekilde yükselirken biz yine ülke olarak bu gelişmelere gözümüzü kapatıyoruz ve uzaktan izlemeyi tercih ediyoruz. Aslında bunun Türkiye için sebepleri çok belirgin. Çünkü içerisinde oyun kelimesi geçen bir sektörün, Türkiye gibi geleneksel yöntemlere bağlı kalan ülkelerde gelişmesi çok ama çok zor. Çünkü pazar ne kadar büyük olursa olsun, yapılan işler ne kadar yenilikçi olursa olsun bizim mantığımız oyunlar çocuklar içindir cümlesinin dışına çıkamıyor.

E-spor isminden de anlaşılabileceği gibi tamamiyle dijital platformlar üzerinde rakip takımların birbirleriyle mücadelesine yer veren bir spor dalı. Evet, yanlış duymuyorsunuz. Oyuncuların bilgisayar başına geçip mouse ve klavyeleri ile karşı karşıya geldikleri rekabetçi oyunlardan bahsediyorum. Böyle söylenildiği zaman bir çok kişinin ilgisini çekmiyor fakat bu oyunlardan birisi olan Dota 2‘nin son turnuva finalini 20 milyondan fazla kişinin izlediğini ve ödül havuzunda toplam 21 milyon dolara yakın bir para toplandığını söylesem sanırım dikkatinizi çekecektir. Rakamlar oldukça şaşırtıcı ve yeniliğe kapalı olanlar için komik geliyor olabilir fakat hepsi gerçek. Hatta size daha çok şaşıracağınız bir şey söyleyebilirim. 2016 senesinin e-spor pazar değeri 463 milyon dolar. Ne demiştiniz? Sadece oyun oynuyorlar değil mi?

Bu pazar değerleriyle ilgili rakamları bir kenarıya bırakalım ve e-spor’un ne olduğunu tam olarak anlamaya çalışalım. Profesyonel e-spor oyuncularının bir takımı oluyor. Oyuncular takımları ile birlikte turnuvalara ve liglere katılıyorlar. Bu oyuncuların sahip oldukları takım evleri var. Takım evi dediysem, 2-3 katlı lüks villalardan bahsediyorum. Oyuncular turnuvaya 2-3 ay kala bu evlere kapanıp turnuva zamanına kadar sürekli antreman yapıyorlar ve kendilerini turnuvaya hazırlıyorlar. Bir yandan da sürekli devam eden ligleri olduğunu da düşünürsek oyuncular hayatlarının çok büyük bir kısımlarını bu evde takımlarıyla geçiriyorlar. E-spor’un ne olduğunu ve oyuncuların nasıl bir hayata sahip olduğunu en basit böyle tanımlayabiliriz. Kısaca, e-spor oyuncuları da tıpkı bir futbolcu, basketbolcu gibi antremanlı ve büyük bir emek harcayarak kendi mesleklerini devam ettiriyorlar.

Dünya pazarındaki dağılıma bakacak olursak, pazarın büyük bir çoğunlu Asya‘da. Daha sonra sırasıyla Avrupa ve Amerika takip ediyor. Bu dağılıma göre de Çin ve Kore 463 milyonluk pazarın 106 milyon dolarlık kısmında yer alıyor. Fakat buna rağmen turnuvalara ve liglere en çok ev sahipliği yapan ülke Kuzey Amerika. Aslında şu istatistik bile Amerika’nın inovasyona ve fırsatlara ne kadar duyarlı olduğunun bir göstergesi. Sektörün ekmeğini tüm marketin neredeyse %30’unu oluşturan Asya yerine düzenlediği etkinlikler ve pazarlama stratejileri ile Amerika yiyor. Zaten bu yüzden Amerika geyiğine bağlamak istemiyorum ama Amerika’nın neden gelişmiş olduğunu görmek için sadece bu istatistik bile yeterli.

E-spor’un gelir modeli ve pazar değeri sadece turnuvalar ve ligler ile kısıtlı değil. Büyük şirketlerin sponsorluk anlaşmaları, online maç yayın yapan sitelerin ürettikleri gelirler, izleyicilere sunulan oyun ekipmanları ve takım eşyaları gibi bir çok etken daha var. Profesyonel oyuncular ve mesleği oyunculuk olmasa bile bu oyunları oynayan kişiler kendi yayınlarını internet üzerinden göstererek de para kazanabiliyorlar. Bu pazarı da domine eden girişim Twitch. Takipçileri ve etkinlikleri sıkı takip ettiği için benim gözümde bu sektörün en başarılı girişimi şu an. Gelir modelini yayıncıların yaptıkları yayından gelen gelirler üzerinden komisyon almak olarak belirlemişler. Bu komisyon oranı %50. Çok büyük bir komisyon oranı olmasına rağmen yayıncıların neredeyse hepsi bu platformu kullanıyor. Çünkü sektör içerisinde bu fırsatı doldurabilecek başka bir girişim fikri henüz sağlıklı şekilde kurulmadı.

E-sporun büyüklüğünü ve fırsatlarını anladığımıza göre gelelim bizim ülkemize. Yazının başında da belirttiğim gibi, bizim ülkemizde bu sektörün görmezden gelinmesinin en büyük sebeplerinden birisi içerisinde oyun kelimesinin geçmesi. Şimdi bir düşünün, o kadar paraya sahip, beyaz yakalı yatırımcıların bir masa etrafında toplanıp bir oyun üzerine proje geliştirmesi ne kadar komik geliyor değil mi? Ülkemizde tanıdığınız ortalama yaş üstü yatırımcı ve girişimcileri düşünün. Sizce kaç tanesi bu olaya olumlu bakacaktır? Bunları söylemek çok üzücü fakat ülkemizin maalesef gerçekleri bunlar. Eğer bu düşünceye katılmıyorsanız ve aklınıza bu sektör ile ilgilenecek bir kaç kişi geliyorsa söylemeliyim ki, evet, bu kişiler zaten bu sektöre giriş yapmış durumdalar.

Türkiye e-spor pazarını -neyse ki ufak da olsa böyle bir pazar var- takip ederseniz Markafoni’den ve Evtiko’dan bildiğimiz Sina Afra‘nın ne kadar bu sektörün içinde olduğunu ve yatırım yaptığını görebilirsiniz. Kendisi 1907 Fenerbahçe Derneği ekibiyle birlikte Fenerbahçe’nin LoL üzerindeki takımının sahibi. Sadece sahibi ve yatırımcı olmasının yanında sürekli olarak maçları ve gelişmeleri takip ediyor. Twitter üzerinden kendisini takip edecek olursanız neden sürekli dediğimi anlayabilirsiniz. Son zamanlarda attığı twitlerin neredeyse hepsi e-spor üzerine. Aynı şekilde bir çoğumuza NBA’i sevdiren güzel isim Kaan Kural‘da LoL maçlarında sunuculuk yapıyor ve bir çok okulda e-spor ile ilgili konferanslara katılıp e-spor’u tanıtmaya ve sevdirmeye çalışıyor. Aslında şu iki isim bile e-spor’un ciddiye alınması gereken bir sektör olduğunu bize gösterecek nitelikte.

Biz bu kadar hızlı gelişen bir sektöre kendimizi adapte etmek yerine imrenerek ve iç çekerek sektörün büyümesini izlemeyi tercih ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede kime ben oyun sektörüyle ilgileniyorum dersek bize bakışı değişir. Bundan 5 sene sonra ise bu bakışı değiştiren insanların projelerini dinliyor olacağımızın garantisini verebilirim. Çünkü biz risk alarak ve belli analizler sonucunda yatırımlar yaparak, projeler geliştirmek yerine zaten varolan projeleri inceleyip, bu işin öncülerinin kazandıkları paraya imrenip üretken olmadan para kazanmanın peşindeyiz. Bu yüzden de bu ülke için böylesine riskli olan bir sektöre hiç bir yatırımcı ya da girişimci girmeyecektir.  Günün sonunda ise kazananlar yine yeniliğe hızlıca adapte olabilen, çevremdekiler ne düşünür diye düşünmeyen ve sektörün potansiyelini iyi analiz edenler olacak.

Twitter'da paylaş Facebook'ta paylaş

E-Posta adresinizi yazarak yeni yazılardan haberdar olabilirsiniz.