Anıl Kıral

Kişisel yazılar ve sektör üzerine karalamalar
Tarih
18 Temmuz 2017
Kategori
Bizim Sektör
Okuma Süresi
3 Dakika

Grevin pazarlaması olur mu?

İzmir‘de yaklaşık 1 haftadır süren İzdeniz grevi var. İşçilerin greve çıkma sebebi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çalışanların istediği maaş zammını yapmaması. Bu yüzden de çalışanlar –bana göre haklı olarak– greve çıkma kararı almışlar. Bu yazıya başlamadan önce belirtmek isterim ki işçi haklarının yok sayıldığı her durumda tüm işçilerin birleşerek haklarını aramasının sonuna kadar destekçisiyim. Bu yüzden de bu olaya pazarlama gözünden bakıp grevlerin neden başarısız ya da başarılı olduklarını değerlendirmek istedim.

Grev uygulaması da aynı bir ürün pazarlaması, marka pazarlaması gibi pazarlanabilecek bir değer benim gözümde. Burada her şeyden daha somut bir ürün var, insan gücü. Bu yüzden bu uygulamanın pazarlaması belki de tüm çağımızın teknolojik ya da hizmet bazlı pazarlamalarından daha çok önemsenmeli. Elinizdeki güç bu kadar değerliyken bu gücü iyi kullanabilmek tamamen sizin elinizde.

Devamını Oku

Tarih
08 Temmuz 2017
Etiketler
, ,
Okuma Süresi
3 Dakika

Proje yöneticisinin imtihanı ve yeni tasarım

Kısa zaman ayırabilsem de sürekli blogumun tasarımı ve yazılım kısmı ile ilgili çalışmayı çok seviyorum. Bu blog üzerinde çalışmayı bir yandan blogu daha aktif hale getirebilmek, diğer yandan da kendimi hem yazılım hem de tasarımsal olarak geliştirebilmek için büyük bir fırsat olarak görüyorum. Bu yüzden de elimden geldiğince hiç bir fırsatı kaçırmadan blog üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Yeni tasarıma geçerken de en ince ayrıntısına kadar, başından sonuna tek başıma tüm her şeyiyle uğraştığım için bir çok konuyu tecrübe etme fırsatı yakaladım. Bu tecrübelerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu blogu kendi başıma yaptığım küçük bir proje olarak gördüğüm için, bu yazımda aslında sizler de bir projenin aşamalarını üstünkörü şekilde okuyabilirsiniz.

Öncelikle yeni bir tasarıma geçme kararını nasıl aldım? Bu kararı almadan önce de eski tasarım üzerinde çalışıyordum fakat artık tasarımın ve özellikle yazılımın yetersiz olduğunu gördüm. Önceki kullandığım tasarımı da kendim yapmıştım fakat uzun soluklu olmayacağını düşündüğüm için pek fazla geliştirilebilir ve esnek bir yapıya sahip değildi. Bu yüzden artık eski tasarım üzerinde geliştirmeler yapmak hem sadeliği bozmaya başlıyor hem de yazılım tarafını tabir-i caizse çöplüğe dönüştürüyordu. Bu yüzden artık yeni bir tasarıma –geliştirilebilir, esnek bir yapıya– geçmeye karar verdim.

Devamını Oku

Tarih
14 Haziran 2017
Kategori
Bizim Sektör
Okuma Süresi
3 Dakika

Ürünü değil, yapabildiklerini pazarlayın

Steve Jobs’un neden bu kadar başarılı olduğunu öğrenmek istiyorsak pazarlama dünyasının geleceğini belirleyecek küçük ama etkili tek bir örneğine bakmamız yeterli. MP3’lerin yaygın olarak kullanıldığı bir dönemde Apple, aslında piyasadaki bir çok MP3 ile aynı işleve sahip olan iPod ürünüyle pazara çok hızlı bir şekilde girmiş ve pazarı bir şekilde ele geçirmeyi başarmıştı. Bu başarıyı bu kadar hızlı şekilde elde edebilmesinin sebebi sadece ürünün iyi olması değil aynı zamanda pazarlamasının inanılmaz bir stratejiye sahip olmasıydı. Bu stratejiyi ben kaba tabiriyle markalarınız/ürünleriniz müşterilerinizle konuşsun olarak özetliyorum.

Apple’dan sonra her marka isteyerek ya da istemeyerek de olsa bu stratejiye geçiş yapmaya başladı. Bu strateji çatışmasının en başında yine Microsoft ve Apple geliyordu fakat günümüzde artık Microsoft bile o kaba memur şirketi yapısından çıkıp, Apple gibi müşterisiyle samimi arkadaş olmaya çalışan bir marka olmaya çalışıyor. Bu stratejiye dönülmesinin sebebi bana göre gittikçe bilinçsizleşen müşteriler. Bir çok kişinin aksine ben müşterilerin gittikçe daha fazla bilgi sahibi olduğuna ya da bilinçlendiklerine inanmıyorum. Aksine artık müşteriler satın aldıkları ürünlerin ne işe yaradıklarını ve ne amaçla kullanılması gerektiğini bilmiyorlar, bu konuda inanılmaz bir bilinçsizlik söz konusu. Bunun sebebi teknolojinin bu kadar hızlı bir şekilde ilerlemesi. Daha bir teknolojiyi tam olarak anlayamıyorken sadece bir sene içinde önümüze bambaşka bir teknolojiye sahip ürün geliyor. Bu da haliyle müşterilerin kullandıkları ürünü tanıyamamasını sağlıyor.

Devamını Oku

Tarih
08 Mayıs 2017
Kategori
Bizim Sektör
Okuma Süresi
5 Dakika

Dijitalleşen spor ve inatlaşan biz!

Son yıllarda gözümüzün önünde hızla yükselen e-spor adında bir sektörümüz oldu. Bu sektör böylesine aktif bir şekilde yükselirken biz yine ülke olarak bu gelişmelere gözümüzü kapatıyoruz ve uzaktan izlemeyi tercih ediyoruz. Aslında bunun Türkiye için sebepleri çok belirgin. Çünkü içerisinde oyun kelimesi geçen bir sektörün, Türkiye gibi geleneksel yöntemlere bağlı kalan ülkelerde gelişmesi çok ama çok zor. Çünkü pazar ne kadar büyük olursa olsun, yapılan işler ne kadar yenilikçi olursa olsun bizim mantığımız oyunlar çocuklar içindir cümlesinin dışına çıkamıyor.

E-spor isminden de anlaşılabileceği gibi tamamiyle dijital platformlar üzerinde rakip takımların birbirleriyle mücadelesine yer veren bir spor dalı. Evet, yanlış duymuyorsunuz. Oyuncuların bilgisayar başına geçip mouse ve klavyeleri ile karşı karşıya geldikleri rekabetçi oyunlardan bahsediyorum. Böyle söylenildiği zaman bir çok kişinin ilgisini çekmiyor fakat bu oyunlardan birisi olan Dota 2‘nin son turnuva finalini 20 milyondan fazla kişinin izlediğini ve ödül havuzunda toplam 21 milyon dolara yakın bir para toplandığını söylesem sanırım dikkatinizi çekecektir. Rakamlar oldukça şaşırtıcı ve yeniliğe kapalı olanlar için komik geliyor olabilir fakat hepsi gerçek. Hatta size daha çok şaşıracağınız bir şey söyleyebilirim. 2016 senesinin e-spor pazar değeri 463 milyon dolar. Ne demiştiniz? Sadece oyun oynuyorlar değil mi?

Devamını Oku

Tarih
07 Nisan 2017
Kategori
Sanat
Okuma Süresi
2 Dakika

Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?

Ferhan Şensoy’un yazıp yönettiği yeni oyunu Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi?’yi 30 Mart’ta İzmir’de izleme fırsatı bulabildim. Bana göre Türk tiyatrosu’nun şu an düşmeyen, direnen adamlarından birisi olan Ferhan Şensoy yine kalitesini ortaya koyabilecek bir oyun sergiledi. Tabi aslında şunu da çok net bir şekilde söylemek istiyorum ki, hayatında Ferhan Şensoy’u pek dinlememiş, izlememiş ya da okumamış birisi için yine Ferhan Şensoy’un balon tiyatrosu olarak yorumlanabilecek bir oyun. Özellikle yaşından dolayı artık sahnede iyice takılmalar, unutmalar yaşıyor. Konu olarak da içeriği çok dolu olmasa da günümüz şartlarında sahnede Mustafa Kemal Atatürk diye bağırabilecek az insan kaldığı için gayet değerli bir oyun.

Ferhangi Şeyler‘i genelde kaçırmamaya çalışıyorum. Çünkü her Ferhan Şensoy tiyatrosuna gittiğimde sanki ustayla son bir kez karşılaşacakmışım gibi geliyor. Bu yüzden sonradan pişmanlık yaşamamak adına ve tabi bizim için direnen az insan kaldığı için her oyununa gitmeye çalışıyorum. Sanatı ve sanatçıyı desteklemenin belki de en vefalı tarafı bu. Yaşlansa bile, formundan düşse bile bu insanları desteklemek, sanatı desteklemenin ta kendisi. Ferhangi Şeyler’de de her geçen sene performansı daha geriye düşüyor. Hatta bazı oyunlarında 10 saniye kadar duraksayabiliyor. Fakat bana göre aslında bu duraksamalar artık Ferhan Şensoy’un sanatının ve kendisinin bir parçası. O duraksamaların içerisinde yılların emeğini ve yaşanmışlığını canlı canlı tadabiliyorsunuz.

Devamını Oku

E-Posta adresinizi yazarak yeni yazılardan haberdar olabilirsiniz.